7 Temmuz 2015 Salı

Ne yapacağını bilememek




Yemeğimizi yemiştik, balkona geçmiştik, mumları yakmıştık, gözlerimizi kapatıp dinlenmeye hazırdık... Yani aradaki iki saati hızlı sarıp -bulaşıkları yıkamak, çocuklarla oyun oynamak, bez değiştirmek, dişlerini fırçalamak, pijamalarını giydirmek, masallar anlatmak, uykuya geçmelerini beklemek vıdı vıdı- bunları hayal ediyordum ki içerideki iki ses; "Anne, gelllll, anne gelll, anneeee gellllll..." diye önce seslenmeye sonra haykırmaya başladı. Çete anlaşılan yine bir seri iş başarmıştı. Meğer kafamda bunlar dönerken bıdıklarım, hiçbir maddi değeri yok, öyküsü var diyebileceğim Stokholm bit pazarından kapıp getirdiğim tabak! Hayır,

1954 yılında yaşlı bir teyzenin elleriyle boyayıp kız kardeşine hediye ettiği, sonra bu dünyadan göçen kız kardeşin ardından önce evi sonra eşyaları bilmem kaçıncı ele düşünce bana kadar gelen o güzelim tabağım kendi kendine yere atlamıştı. Vay vay anılarıyla kanatlanan bir tabak! Neredeyse on büyük bir kaç düzine minik parçaya ayrılmıştı, Artık yoktu... Ne yapmalıydım? Şimdi yine bir sınav içindeydik çocuklar ve ben. Ne demeliydim?

Stokholm / Haziran 2014


Sus: Üç kuruşluk tabak için çocuğa kızılır mı?

Ses: Orası oyun yeri değil.

Sus: Gözlerini dikip onlara bakarsan, mesajı? alacaklardır.

Ses: Şöyle omuzlarından tut, sonra bir sars, "hemen odanıza, cezalısınız" de.

Sus: Önce sen ağla.

Ses: Büyüğe kız, azarla, "Sen büyüksün, önce sen yapmayacaksın ki kardeşin de sana uymasın" de bağır, çağır.

Sus: Sen sus, ellerin konuşsun.

Bize o anda empati lazımdı. Çocukları karşıma aldım, gözlerimin karşısına. "Bu yaptığınızdan dolayı çok üzgünüm. Severek kullandığım, bana ait bir eşyayı kaybettim. Şimdi yerdeki parçaları süpürmeme yardım etmeniz gerekiyor." dedim. Odada sakinliğin sesi vardı, çıt çıkmıyordu. İdil bir kız tepkisi olarak duygusal zekası ve empati yeteneği ile yanıma yaklaşıp, "oooo anneeee" diyerek boynuma sarıldı. Buna kanmazdım, rol yapıyordu ve kendini aklamaya çalışıyordu. Gerçi tam olarak ne olduğununda farkında değildi ya. Yine de bir onarma çabası içerisindeydi. Odaklandığı kelime üzülmek idi.Deniz suskundu. Hatalı olduğunu biliyordu. Her erkek gibi biraz uzakta durup kadının ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu. Benim tavrıma göre o da tavır takınacaktı.

Gerçekten üzgündüm ve sakindim, büyütecek bir şey yoktu. O tabağı -veya başka bir eşyayı- yitirmek çocuklarıma sesimi yükseltmemi gerektirmiyordu.  Bana yardım ettiler. Yatmadan önce duş sırasında Deniz, " anne gerçekten çok özdür dilerim tabağını kırdığım için" dedi. Bir şeyler yavaş yavaş yerine oturuyordu. onlara sesimi yükselterek bir şeyleri kamçılamak yerine , sakince yaklaşıp, üzüldüğümü söylemem ve oralığı toplarken Özgür Bolat'ın dediği gibi bedel ödetmem yani kırıkları toplatmam etkili olmuştu. Kısmen etkilenmişlerdi.

Tabii ki salon, bir oyun alanı değildi, Bunu birkaç kere daha, keskin bir dille söylemek gerekliydi. Peki kaç kere daha söylemek? Belki yüzlerce veya binlerce. Sabırla ve taviz vermeden. O gün ve diğer günler yaşananlar sonrası davranışı belirleyecek olan, anneliğin sıfatlarından en tatlısı "sakin" idi.

Biraz Sertap'ın dediği gibi Sakin Ol





4 Temmuz 2015 Cumartesi

İnanmazdım ki!



Biri çıkıp on yıl önce, "Sen yaklaşık bir deste yıl sonra, bir küçük tümülüsün tepesine oturup büyüleyici Peri Bacaları'na bakarken, başını sağa çevirmiş sıcak hava balonlarını sayarken kucağında bir oğlun, yüreğinin biraz altında kızın olacak." deseydi... Kapalı gözlerini taşıyan başını bir arkaya bir öne ritmiyle, savursaydı avucundaki boncukları, "Bak" deseydi, "İşten ayrılıp kızını büyütüyorsun, sen de büyüyorsun!" Bu kadar felsefe pes, yapmazdı. Yok yok. Bana baya uzak, değişik, benimle uyumsuz bir tablo olduğunu düşünür, "Ahhh ahhh teyzecim, boncuklarını yormayalım, hadi kal sağlıcakla" deyip toza dönerdim. Evlenmişim, hem de iki çocuklu bir kadın olmuşum... Çok çılgınca şeyler.



Göreme / Nisan 2013

Ne oldum peki geçen yıllar içinde? On yıldır kocamın karısı, beş yıldır oğlumun, iki yıldır kızımın anasıyım. Dışarıdan da baksan, içinde de olsan seyirlik bir hayattayım. Ve ömrümün en tatlı gerçeğini itiraf edersem, çocuklarım hayatıma katıldıktan sonra başka bir kadına dönüştüm derim. Sabırlı, dirençli ve güçlü olduğum, hızlı karar verirken hızla koşabildiğim, yapmadığım çocukları da sevebildiğim, bazen bir takım oksimoron duygularımla filan boğuştuğum, içime bırakılan yumurtaların fosillerinin küllerinden zaman zaman agresif bir ejderha olarak doğabildiğim gibi şeyler yani.

Çocuklarıma analık cengaver olmamı gerektiriyor. Tamam evde ıslak mendiller, hazır bezler, otomatik makinelerim var lakin bu çocukları yaşamak lazım, yakından tanımak lazım. Folik asitli bu afacanlar. O nedenle öyle otomatik makinelere, bezlere filan fazladan anlam yüklemek, hem sağ hem sol kolum demek, totem kurmak pek bir anlam ifade etmiyor.

Dünyanın her bir yerindeki tatlı kadınlara iyi geceler ve bir deste yılımı da ara ara anlatabilmeyi diler, sözü Zuhal Olcay'a bırakırım.Kimse Bilmez

3 Temmuz 2015 Cuma

İyiyi Düşünmek



Berlin / Haziran 2015

35. yaşıma dair kurduğum hesaplar bir yanda dururken, başkasının hesapları! beni tam da göğsümden vurunca, birkaç saniye ayakta kaldım sonra ruhum yere kavuştu, bedenim ayakta ... Şu geçen son birkaç ayda vermek zorunda kaldığım kararların ehemmiyeti, sonuçlarına katlanabilme direnci, ruh gücümün yerden kalkarak beni uçuracak duruma getirmesi filan... Biraz daha büyüdüm desem manen... Mesela kendimi 40 yaş deneyiminde hissediyorum desem...

Şu durumda; "Kalbimin inzivaya ihtiyacı var... Kısa süreliğine üzerine 'kapalıyız' yazabilir miyim, izin alabilir miyim hayattan acaba bir miktar?" diyeceğim geldi :)

Çok isterdim, kış gelirken 100 kg olup uykuya dalmayı, baharda yeniden uykuya doymuş, yaşadıklarını unutmuş ve 50 kg uyanmayı. Hafiflemek tam da bu olmalı değil mi? Doğrusu şu ki yaşadıklarımız artık bizim oluyor, dönüm noktaları sanırım unutulmuyor, beynin en sol kıvrımında çakılı kalıyor... Çok şükür ki o süreci nasıl yönettiğimizle ilgili, yaşadığımız krizleri fırsata çevirip kendimize iyi paylar çıkartma denemelerimiz, kötü tecrübelerimizin iyi ışığı gibi detaylar var.

Yaşayacaklarımızı bilmediğimiz için öngörülü kararlar verebilmek bir ayrıcalık, şans, akıl işi... Yine de hesapsız ama tehlikeli işler, gidişler içinde olmak/olmamak bizim avuç içimizde. Tercihler işte, yol ayrımları, çizgiler... Öyleymiş yani... En önemlisi de iyi düşünmek, iyiyi düşünmekmiş...

Her şeye rağmen güzel günler göreceğiz,
Hayatı anlayışla karşılayalım. Onun da bazen bizim omzumuza ihtiyacı olabilir.
Şimdi sırayı Nil Karaibrahimgil alsın.
Kanatlarım Var Ruhumda

31 Mart 2015 Salı

Bir Bahar Daha Gelmişken

   

   Aslında yorgun olan bedenim, hep canlı kalan ruhum sayesinde yine ayaklanıyor. Yaşasın! Biri neredeyse 5, biri neredeyse 2 yaşında iki güzel yavrum ve çok çalışkan -çok çalışan- kocamla; heyecan, hareket, gürültü, patırtı hatta kahkaha, çığlık ve vır vırla doldurarak hayatımızı, karşılıyoruz 35. yaşımın baharını...